Osmanli TIM
Soysuzların Msn si HACKED ( Gonzales)
| Osmanlı Tim - The Ottoman Team | Osmanlı Tarihi | Mustafa Kemal Atatürk |
Eylül 02, 2010, 19:26:28 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
   Ana Sayfa   Portal Hosting Msn & Mail 3D Imgeleme Yonetim Semasi Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Soysuzların Msn si HACKED ( Gonzales)  (Okunma Sayısı 1992 defa)
mahsun946
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 38


Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #14 : Ocak 04, 2010, 21:17:48 »

Ellerinize sağlık komutanım
« Son Düzenleme: Ocak 25, 2010, 02:11:32 Gönderen: Nong Prader » Kayıtlı
| Osmanlı Tim - The Ottoman Team | Osmanlı Tarihi | Mustafa Kemal Atatürk |
« Yanıtla #14 : Ocak 04, 2010, 21:17:48 »


Hosting

 Kayıtlı
erlkrblt
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6


Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #15 : Ocak 18, 2010, 23:51:00 »

Bunu yapan elleri öperim ben ellerinize sağlık
« Son Düzenleme: Ocak 25, 2010, 02:11:17 Gönderen: Nong Prader » Kayıtlı
Bozkurt-Bilal
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #16 : Şubat 15, 2010, 20:08:35 »

Elleriniz Dert Görmesin...
Kayıtlı
Tugay155
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 13

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #17 : Şubat 21, 2010, 18:53:45 »

Ellerinize Sağlıkkk GülümsemeGülümsemeGülümsemeGülümseme
Kayıtlı
jnnk
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #18 : Şubat 23, 2010, 12:55:26 »

Ellerinize sağlık çavuşum ..
Kayıtlı
speedy1967
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #19 : Şubat 23, 2010, 23:25:02 »

Emeğine koluna sağlık komutanım.
« Son Düzenleme: Şubat 23, 2010, 23:34:41 Gönderen: Gök-Börü » Kayıtlı
byOttoman
Onbaşı
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 63


Aktiflik
Seviye
Deneyim

Site
« Yanıtla #20 : Mart 10, 2010, 01:10:08 »

Merhaba arkadaşlar, nasılsınız... Bugün sizlere ppk'dan daha tehlikeli bir guruptan bağsetmek istiyorum. Bu gurup, insanların canına malına ve itikadına,inançına zarar veriyor. Bu gurubuda terör listenize almanızı ve insanları bu fırkaya karşı uyarmanızı rıca ederim... Bu gurubun adı, VEHHABİ gurubu! Onları görünüş olarak Müslüman zannedebilirsiniz,fakat onların insanlara öğretmiş oldukları inanç,yahudi ve hrıstiyan inançıdır. Bundan dolayı, onların anlatmış olduğu Tevhid inançı, kişinin ebedi cehennemde kalmasına vesiledir. Bundan dolayı bu fırka yeryüzünde yaşayan en tehlikeli guruptur. Bu tehlikeli fırkaya karşı sizleri oparasyona davet ediyorum...

bu tehlikeli gurubun 1. sitesi: cennetedavet.net/index.php



Vehhabiler Fırkasına Karşı Çok Önemli Bir Uyarı



Âlemlerin Rabbi olan, hiçbir şeye benzemeyen, yersiz var olan, başlangıcı ve sonu olmayan Allâh'a hamd, Rasullerin en şereflisi olan Muhammed'e salât ve selâm olsun.

Değerli Müslümanlar! Esselâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berakâtuh. Allâh celle celâluhu Kur-ân'da buyuruyor ki:

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبيلِ الْمُؤْمِنينَ نُوَلِّه مَا تَوَلّى وَنُصْلِه جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصيرًا

Manası: "Her kim Peygamber Efendimiz'i ve Müslümanların icmaını (söz ve görüş birliğini) yalanlarsa Din'den çıkar ve Cehennem'e girecektir."

Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem İbn-u Hibbân ve Tirmizinin rivayet ettiği Hadis-i Şeriflerinde de şöyle meâlen buyurmuşlardır:
"Size vasiyetim, benden sonra sahabelerim ve onlardan sonrakiler ile, yine onlardan sonra gelenlerin yolundan şaşmayın. (Bu demektir ki, saadet asrı döneminde gelmiş geçmiş sahabe, tabiîn ve onlardan sonra gelen tebe'i tabiîn kuş aklarının gösterdiği yoldan gitmek gerekir.) Onlardan sonra yalancılık yayılacak. (Bunu gördüğünüz zaman) Cemaat'tan ayrılıp, parçalanmayın. Muhakkak şeytan bir kişi ile beraber; iki kişiden ise çok çok uzaktır. Cennet'in en iyi yerini isteyen Cemaat'tan ayrılmasın."

Allâh celle celâluhu bize bu ümmetin geçmişlerini (sahabeler, tâbiînler ve onlardan sonra gelen bu ümmetin âlimlerini) örnek almamız hususunu emrediyor. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselam bu Ümmetin büyükleri olan sahabeler, tabiîn ve onlardan sonra gelenlerin yolundan gitmemizi emrediyor. Bu Selef-i salîhîn'in yolunu takip eden kişi iflah olur (kurtulur), çünkü onlar en doğru olarak sapmadan Peygamber Efendimiz'in yolundan gittikleri güneş gibi apaçık ortadadır.

Son zamanlarda hiç ilim öğrenmemiş ve ilmin kokusunu bile almamış , ancak çay, kahve, eğlence, alış veriş , gırgır ve hayat eğlencelerinden başka bir şey bilmeyen cahiller türedi. Bu cahiller sakal uzatıp takkeleri başlarına geçirdikleri gibi, kendilerini para babalarının kapılarında buldular. İşte o para babalarının kötü emellerine alet olup, onların hesabına Müslümanların arasında fitne ve fesat yaymak suretiyle çalışmaya başladılar. Bir de Dinî ilimlerde yetersiz olan, halkımıza yutturmak için kendilerine "Selef adını koydular ve dediler ki: "Geçmiş amirler ile âlimlerin bozduklarını düzeltmeye geldik".

Üstelik hiç utanmadan Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in güzide sahabeleri ve onlardan sonra gelen tâbiînlere dil uzatarak: "Onların ihmal edip beceremedikleri hususları biz yapacağız" diye iddia etmekten de geri kalmadılar. Ayrıca Dinin koruyucu ve kurtarıcısı olduklarını iddia ediyorlar.
Değerli Müslüman kardeşlerim işte bu fırka mensuplarının adı: "Vehhabiler'dir".

VEHHABÎLER FIRKASI'NIN FİTNESİ

On sekizinci yüz yılın sonlarında Necd bölgesinin Dir-iyye köyünde "Muhammed bin Abdulvehhâb" isimli şahıs dünyaya gelmiştir.
Bu insan küçüklüğünü kendi bölgesinde geçirdikten sonra Irak'a gidip, oralardaki İngiliz misyonerleriyle tanışıp ve onların zehirlerini yutmuştur. Osmanlı Türk Devletine karşı yürütülen plân ve faaliyetlerde rol almıştır. En son, memleketi olan Necd bölgesine dönünce Suud'un oğlu Muhammed ile birlikte, Osmanlı Türk Devletini yıkmak için İngilizlerle iş birliği hâline girdiler. Osmanlı atalarımızın evliyalara olan inançlarından (sevgi ve saygılarından) dolayı, Muhammed bin Abdulvehhâb; kendi halkına, onlara kâfir ve müşrik demeyi öğretti.

Daha doğrusu Türkler ve benzeri olan diğer milletlerin de öldürülebilmesi gerekçesi olarak kâfir ve müşrik olduğunu kendi toplumuna inandırmak için kafadan şeytanî fetvalar uydurup: "Bunların kanı ve malı helâldir, çünkü bunlar; peygamber, evliya ve salîh kişilerin kabir ziyaretlerine gitmekle Allâh'tan başkasına tapmış oluyorlar" diye büyük çapta Türk atalarımıza karşı haince propaganda yürütmeye başladı.

İşte tarihin büyük bir hiyanetini böylece İngiliz gâvurları ile işbirliği yaparak, asırlar boyu Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere ve Mescid-i Aksa'yı koruyan Osmanlı ordusunu arkadan kalleşçe öldürmeye başlayarak Arap Yarımadasından çıkarıp ve oraları gâvurlara teslim etti.

Sahih-i Buharî' de, sahabeler tarafından Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselam’e. memleketler hakkında sorulan soruda Necd bölgesi ile ilgili Peygamber Efendimiz'den meâlen: "Şeytan boynuzunun çıkacağı yerdir" diye cevap alınmıştır. Peygamber Efendimiz'in bu Hadis-i Şerifinin gerçekliği ortaya çıkmıştır. Vehhabi fitnesi Necd bölgesinden çıkmış bir şeytan boynuzudur.
İbn-u Abidîn Hazretleri haşiyesinin "Bâb-ul Buğât", yani Azgınlar Bölümü'nde: "Vehhabiler; geçmiş tarihte sapık olan mücessime fırkasının bir uzantısıdır" diye ifade etmektedir.

Bu sapık fırkanın batıl inanç ve fikirlerinden bir kaç örnek aş ağıda çıkarılmış tır:

Değerli Müslüman kardeşlerim!
Gördüğünüz gibi bu bozuk inancı yer yüzündeki Müslümanlar arasında yaymak için Vehhabiler, sahip oldukları büyük maddî imkânları seferber ederek, her türlü vesileyle zehirlerini yaymaya çalışıyorlar.

1. Vehhabiler, bir memlekete hâkim olurlarsa ilk yapacakları şeylerden birincisi bütün mezarlıkları yerle bir etmektir. Bugünkü hâl olduğu gibi, Mekke-i Mükerreme'de "Cennet-ul Mualla" ve Medine-i Münevvere'de de "Cennet-ul Bakî" mezarlıklarında yatan binlerce sahabenin mezarları ziyaret edilecek olursa, kimin mezarı kime ait ve nerede olduğu belli değildir.

2.Başta Peygamber Efendimiz aleyhissalâtuvesselam olmak üzere (üstünlük sıralamasına göre), ondan sonra gelen bütün Peygamberler ve o Peygamberlerden sonra insanlarda gelen bütün geçmiş evliya dâhil, hiç birinin kabirlerinden bereket dilemek maksadıyla ziyaret edilmesini kabul etmeyip: "Şirk (küfür)" olduğunu söylerler. Bir kişi: "Yâ Muhammed" veya "Medet yâ Rasulallâh" veya "Medet yâ Abdulkâdir Ceylâni" derse veya bir evliyanın yüzü suyu hürmetine Allâh'tan af dilerse, onlara göre Din'den
çıkar kâfir olur.

3.Ölüm meleği olan ve Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şerifi ile adının
"Azrail" olduğu bilinen, yüz milyonlarca Müslüman tarafından "Azrail" ismiyle bilinirken, Vehhabiler bu ismi red ve inkâr ederek: "Azrail diye bir şey yoktur" diyorlar. Hâlbuki İmam Taberânî'nin "ET-Tivâlât" adlı kitabında ve İbn-u Firhûn'un "Tebsîrat-ul Hukkâm" adlı kitabında da zikredilmiştir.

4.1200 yıldan bu yana inançta Müslümanların çoğunluğunu oluş turan iki hak mezhep vardır. Birisi Maturîdî diğeri ise Eş-ârî mezhepleridir. Vehhabiler bu iki hak mezhebe yönelik: "Sapık" derler.

5.Vehhabiler Ebû Cehil ve Ebû Leheb müşriklerinin bugünkü Müslümanlardan daha imanlı olduklarını iddia ediyorlar.

6.Vehhabilerin görüşüne göre "Nakş ibendî" tarikatı ve diğer tasavvuf tarikatlarının ehli (ilk kurucusundan son mensuplarına kadar) hepsi kâfirdir. Bir süre önce Riyad'dan bu konu ile ilgili resmî bir fetva çıkardılar.

7.Camiler'de namazlardan sonra yapılan toplu zikire bid’at derler, bunun da Din'den gelmeyip kötü olan bir ş ey olduğunu iddia ederler. Ayrıca Ayet ve Hadis-i Şerif ile sabit olan zikir ve dualar dışında kalan bütün zikir ve dualara: "Bid'attır" diyorlar.

8.Vehhabiler, ölmüşlerimizin ruhuna Kur-ân'ı Kerîm'den, "El-Fâtihah", "Yâsîn-i Şerîf' ile başka Ayet veya Sureler okumak, haram ve kötü bid'at olduğunu söylüyorlar.

9. Vehhabilere göre Teravih namazını yirmi rekât olarak kılmak günahtır. Bunu, hâş â Hazreti Omar radiyallâhu anhu'nun uydurduğunu söylerler.
Böylece Hazreti Omar'ı hem Din'de bozgunculuk, hem de hainlik etmek suçuyla itham ederek hakaret ediyorlar.

10. "Cuma günü okunan ikinci ezan, kötü bir bid'attır" der ve Hazreti Osman tarafından uydurulduğunu iddia ederler.
Bunda da Hazreti Omar'a hakaret ettikleri gibi, Hazreti Osman'a da: "Bid'atcı" demekle hakaret etmiş oluyorlar.

11. Bu Ümmetin selefinden halefine kadar, gelmiş geçmiş büyük âlimlerin çoğuna: "Sapık" ve bazılarına da: "Kâfir" derler.
Örnek verecek olursak İmam Cuveynî, İmam Razî, İmam Takiyyuddîn-i Subkî,
İmam Muhyiddîn bin Arabî, İmam Abdulkâdir Ceylânî ve daha birçok; yüzde yüz Ehl-i Sünnet âlimlerinden olan büyüklerin kimine: "Sapık" kimine de "Kâfir" derler.

12.İslâm Dini'nde hak bilinen ve âlimlerin söz ve görüş birliğiyle caiz olan "tevessül(1) meselesine: "Şirk'tir" diyorlar.

1 Tevessül: Bir müslümanm: "Allâh'ım filan Peygamber veya filan evliyanın hürmetine beni affet" ve benzeri sözlerin söylemesine "tevessül" denir.

13.Teşbih: Müslümanlar tarafından yüz yıllardan beri yapıla gelen, teşbih ile zikir ibadetinin kötü bid'at olduğunu söylerler.

14. Müslüman âlimler topluluğu söz birliğiyle Allâh'ın mekân ve cihetten münezzeh olduğunu söylemiş lerdir, çünkü bu inanç Allâh'ın Kur-ân'ı Kerîm'de ve Peygamber Efendimizin de Sünnet'inde (Hadis-i Şerifleri'nde) emrettiği doğru inançtır.

Allâh-u Teâlâ buyuruyor ki:

لَيْسَ كَمِثْلِه شَىْءٌ

-Eş -Şûrâ Suresi, 11. Ayet-
Manası: "Allâh hiçbir şeye benzemez."

Allâh hiçbir yaratığın sıfatlarıyla sıfatlandırılmaz. Allâh'tan başka her şey yaratıktır.Kim Allâh'ın bir şeye ihtiyacının olduğuna veya bir yerde bulunduğuna inanırsa sapıklığa ve küfre düşmüştür. Aynı zamanda El-İhlâs Suresi'nin 4. Ayet'ini de yalanlamaktadır.

Allâh-u Teâlâ buyuruyor ki:

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ

Manası: "Allâh'ın benzeri ve misli yoktur."

İmam Alî radiyallâllahu anhu'nun bildirdiği gibi Allâh, yerleri yaratmadan önce yersiz olarak vardı ve yerleri yarattıktan sonra yine yersiz olarak vardır.

Durum böyle iken, Vehhabiler Allâh'a mekân ve cihet nisbet ederek, Arş üzerine oturduğunu söylerler. Buda putperestliğin ta kendisidir.

15. Çok önemli olan farz, emir ve yasaklarla ilgilenmeyip kafadan uydurdukları şeytanî safsatalarla Müslümanları, bölüp parçalamaya çalışıyorlar.

Toplumumuzdaki, farz olan ibadetlerden uzaklık, içki içmek, faiz ve rüşvet yemek, kumar oynamak, türlü türlü münker ve fuhuş bataklıkları dururken, bunlara yönelik hiçbir tedbir aldıkları görülmemekte olup, bunların yaptıkları ise ancak; yukarıda sıraladığımız hususlarda geçen batıl şeylerle (Din'de gerçekten payı olmayan), delilsiz ve mesnetsiz tehlikeli (küfre düşüren) iddialarla Müslümanları uğraştırmaktan başka bir şey değildir.

NOT: Vehhabilerin, Müslümanları kandırmak için taktik olarak kullandıkları "Ehl-i Sünnet Ve-l Cemaat" sahte lakabından sakının.

Vehhabilik Ve Vehhabiler



Müslüman !

Vehhabilik, bozuk ve sapık bir fırkadır. On sekizinci yüzyıl ortalarında, Arabistan yarımadasında, Necd bölgesinde ortaya çıkmış, Muhammed bin Abdülvehhab tarafından kurulmuştur. Bu şahıs, Ibni Teymiyye’ye sahip çıkmış, onun bozuk fikir ve görüşlerinin yayılmasında, baş rol oynamıştır. Bu fırkaya baglı olanlara, Vehhabiler adı verilir.


Vehhabilerin Ehl-i Sünnete Karşı Oldugu Belli Başlı Yerler:

1- Sözlerine inandırabilmek icin, Selef-i Salihinin yani Salih olan selef’in (Ashab-ı Kiram ve Tabiin’in) yolunda olduklarını söyleyerek, kendilerine "Selefiler ve Ehl-i Sünnet" adını verirler.

2- Itikatta Selefi, amelde Hanbeli olduklarını savunurlar.

3- Dört şer’i delilden, icma ve kıyas’i kabul emezler.

4- Dört hak mezhebi tanımazlar. Bunlardan birine baglanmayı reddederler.

5- Peygamberimizin, hırka ve mübarek sakalının ziyaret edilmesini şirk sayarlar.

6- Müteşabih Ayet-i Kerime ve Hadis-i Serifleri zahiri (görünen) manasıyla yorumlarlar. Bu yüzden, yüce Allah’ı yarattıklarına benzetir ve bir cisim olarak görürler.

7- Yüce Allah’ın cisim oldugunu söyler, gökte olduguna arşın üzerinde oturduguna inanırlar.

8- Namazı kılmayan bir Müslümanın Dinden çıktıgını, kafir oldugunu söylerler.

9- Peygamberler ve Salihler vesile edilmez, (kişi dua ederken Peygamberler ve salihler hürmetine diyemez) derler.

10- Tasavvuf ve tarikat’ın bid’at ve sapıklık oldugu inancını yayarlar.

11- Kendilerinin dogru yolda, gerçek Ehl-i Sünnet olan Maturidilerle Eş’arilerin ise sapıklık içinde ve batıl yolda olduklarını iddia ederler. Geniş bilgi icin Dini Terimler Sözlügü Cild 2 Türkiye Gazetesi ve Mekke-i Mükerreme Müftülerinden Zeyni Dahlan’ın eserlerine bakılabilir. Bu eserde, Ibni Teymiyye’nin Ehl-i Sünnete karşı oldugu yerlere de bakılabilir.



Bediüz-zaman Hz. Göre Vehhabiler


Bediüz-zaman Said Nursi Hazretlerine göre de:

1- Vehhabiler muharriptir. (yıkıcıdır)

2- Ehl-i bid’attır.

3- Hariciler’in (Sıffin harbinde Hz. Ali efendimize karşı gelip onun ordusundan ayrılanlar) bayraktarıdır.

4- Onlarda Ehl-i vilayet’e (velilere) karsı, bir inkar bir tezyif (yalanlama, sahtekerlıkla ithaf etme) damarı, yerleşmistir.

5- Muhyiddin bin Arabi gibi bir çok evliyayı, inkar ve tekfir ediyorlar.

6- Evliyanın türbelerini, tahrib ediyorlar.

7- Ehl-i Sünnet ve Cemaate karsı, seciyelerine (doga ve tabiatlerine) bir igbirar (kin ve nefret) girmiştir.

(Sözler altıncı risale olan altıncı mesele)

حزب الاخوان
حزبُ الإخوانِ اتبعوا سيد قطب في قولِه من حكم بغيرِ القرءانِ ولو في حكمٍ واحدٍ فقد ردَّ أُلوهيةَ اللهِ وادَّعى الألوهيةَ لنفسِه مُحتجاً بقولِ اللهِ تعالى: ]ومن لم يحكُمْ بما أَنزلَ اللهُ فأولئكَ هم الكافرون[ سورة المائدة/44. واستحَلَّ بذلك دماءَ الحكامِ الذين يحكُمونَ بالقانون ودماءَ الرعايا، وتفسيرُه هذا لهذهِ الآيةِ مُخالفٌ لما فَسَّرَ بهِ الآيةَ عبدُ اللهِ بنُ عباسٍ رضي الله عنهما ابن عم الرسول صلى الله عليه وسلم وهو المعروفُ بترجمان القرءان والرسولُ صلى الله عليه وسلم دعا له بفهمِ القرءان، ففي صحيحِ البخاريِّ المجلدِ الأولِ صحيفة 25 باب قولِ النبيِّ صلى الله عليه وسلم: "اللهمَّ علِّمْهُ الكتاب" أنَّ الرسولَ عليهِ السلامُ الْتَزَمَهُ وقالَ: "اللهمَّ علِّمْهُ الكتابَ". وقال أيضاً "اللهم فقهه في الدين وعلمه التأويل" أي تفسير القرءان وهذا أيضاً حديث صحيح رواه ابن حبان. ومخالف لتفسير غيرِ ابنِ عباس من الصحابةِ ومن تبِعَهُم إلى يومِنا من علماءِ الإسلامِ فإنهُ ثَبتَ عن عبدِ اللهِ بنِ عباسٍ رضي اللهُ عنه ما ذكرهُ الحاكمُ في المستدركِ وهذا نصُّهُ في صحيفة 313 من الجزءِ الثاني: "أخبرَنا أحمدُ بنُ سليمانَ الموصلي ثنا عليُّ بنُ حرب ثنا سفيانُ بنُ عيينة عن هشام بن حجير عن طاووس قالَ قال ابنُ عباس رضي الله عنهما: إنهُ ليس بالكفرِ الذي يذهبونَ إليهِ إنهُ ليس كفراً ينقُلُ عنِ الملَّةِ ]ومن لم يحكُم بما أنزل الله فأولئك هم الكافرون[ كفرٌ دونَ كفرٍ". هذا حديثٌ صحيحُ الإسنادِ إهـ.
وقولُ ابنِ عباس كفرٌ دون كفرٍ نظيرُه الرياءُ فإنَّ الرسولَ سماهُ الشرك الأصغر أي ليسَ الشرك الأكبر الذي ينقلُ عن الملةِ الذي هو نهايةُ التذلُّلِ لغيرِ اللهِ فإنَّ هذا الشركَ هو الذي ينقُلُ عنِ الملَّةِ فقد روى الحاكمُ في المستدركِ عن رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم أنهُ قال:" اتَّقوا الرياءَ فإنهُ الشِّركُ الأصغر"، فنقولُ كما أنَّ الرسولَ أثبت الشركَ الأصغرَ كذلك عبدُ اللهِ بنُ عباس فسَّرَ قولَ اللهِ تعالى: ]فأولئكَ همُ الكافرونَ[ كفرٌ دونَ كفرٍ أي ليسَ الكفر الذي ينقُلُ عنِ المِلَّةِ، فرضِيَ اللهُ عن حبرِ الأمةِ ترجمانِ القرءانِ عبدِ اللهِ بنِ عباس رضي اللهُ عنهُما وجزاهُ اللهُ عنِ المسلمينَ خيرا.

Muslims Against Terrorism

Introduction
Linkleri Görebilmek Için Lütfen
Kayit Olun Veya Giris Yapin
www.islamagainstterrorism.info
is an endeavor of a group of committed and educated Muslims who collaborated with diverse community members to establish a frontier to bridge the gap between Muslims and their productive co-existence in the wide Western community. Linkleri Görebilmek Için Lütfen
Kayit Olun Veya Giris Yapin
www.islamagainstterrorism.info
is a non-partisan and independent website which aims to show Muslims and non-Muslims what Islam is really about. The website aims to guide all Muslims and help them to achieve a better living standard without prejudice and discrimination and defending the civil liberties and privileges of those at risk. It sets forth in its endeavor to produce this text to empower the reader with knowledge to distinguish between moderation and extremism and expel the latter.
Preface
Prophet Muhammad peace be upon him said: “The extremist fanatics are doomed.” Although extremism is not a new phenomenon, the rebel exacerbations witnessed today requires prompt action and a strong resolve. The global extremist movement driving this form of anarchy is manifested in groups known by a multitude of names hiding behind Islam to roam among the Islamic communities without drawing suspicion. Extremism does exist. Admitting this and recognizing it as a dangerous force we can better plan to weed it from society. Islamic practice is a true following of the rules of Islam and extremism is a perverted view that deviates from the meanings of the merciful and moderate Islamic shari^ah. This elucidation is presented along this backdrop.
Abstract
This elucidation explores the type of extremism and terrorism practiced under the pretext of Islam. It draws on the Quran, the sayings of Prophet Muhammad and the sayings of Muslim scholars to expose the roots of extremism and assert the just position of Islam. It also discloses revealing statements of deviant men/groups to add to the case against them. First the historical place of Islam in society is explored, then how deviations from orthodox Islam occurred and lead to the emergence of extremist ideologies manifesting historically in groups like the khawarij (dissenters) and in modern times in groups including the named al-Jama`ah al-Islamiyyah, the Wahhabis and Hizbut-Tahrir. Their actions and methodology are identified. Today, extremist movements have killed many people in Egypt, Algeria, Syria, Saudi Arabia, Iraq and other places. Based on misleading reasoning, they have killed innocents. Daring to masquerade as Muslims, these extremists have attempted to destroy the reputation of Islam and Muslims. To refute them we quote a series of statements from moderate Sunni scholars; clarifying the Sunni stand against terrorism and extremism. Finally, this paper delivers solutions and warnings including, a need for Islamic scholars, Sheikhs and Islamic religious workers to remain at the forefront of the line of defence against extremists and prevent access to the extremist books. It is recognised that this work requires qualified and diligent individuals trained in deflating the calls of the named terrorist groups and activists of today.
The Beginnings of Extremism
Historically, many people embraced Islam freeing their hearts from the odious practices of ignorance and tribalism. Those true Muslims whose hearts pacified to the call of the Prophet were a people of middle ground, fairness and justice.
Others, whose hearts did not pacify with peace of mind, had ulterior motives and emerged to spread envious gossip by attempting to split the line. They constitute the fringe sects of destruction and diseased ideologies who had to conceal themselves with the cloak of Islam to spread their evil, disrupting the harmony of Islam.
The khawarij (dissenters) are among those who appeared in the first century on the Islamic calendar and whom the Prophet peace be upon him warned against in his hadith,what means: “There will be those that come after me who will read the Qur’an but it does not go past their throats. They leave Islam like a spear leaves a prey, and they never return to it. They are the worst of the creations.”
Extremism in Modern Times
The majority of Muslims do not subscribe to extremist ideologies and theological perversions, which is why extremists find themselves constantly challenged, striving in every era to increase their small number and expand on their fringe positioning. Consequently, extremists have always tended to overtly gather to protect and pass their distorted views to the next generation built on youth. Today the khawarij still exist despite appearing under different names. Like their elders, they pass group-blasphemy to all those outside their sects. They continue to assault, to shed blood and to extort the properties of all those who defy them, the same way their elders did with the sons of the companions of the Prophet. Except today their threat is greater especially when they are not being faced with a unified and prompt ideological counter-offensive.
The khawarij of today follow the same concepts of their elders resulting in copycat acts of terror shedding the blood of the rulers; peoples of states; Imams; contractors; journalists; ambassadors; engineers; doctors; farmers; craftsman, and old and young males and females. They call upon peoples to dissent against the leaders by way of revolutionary coup d'états and armed revolts, to hit at the infrastructure of governments and to kill its soldiers and police officers. If people refuse their calls, they apostatize them and shed their blood and extort their properties; leading to the bombing of civilian buses and to planting explosives at airports, trains, public roads. Previously they have even destroyed mosque minarets with the praise of some locals. One of their speakers said on a local radio station about such killing that includes the likes of people in the police force: “It’s as permissible to us as drinking water”. Let us not forget the killing and slaughtering of the kids in East Jordan on the hands of these extremists. Their activist was caught saying: “Do not prevent us from its blessing”, implying he too wanted to contribute to the cowardice slaughtering. Clearly, these and the killing of the innocent are attempts to destroy the reputation of Islam and Muslims.
Extremism in Modern Times
The extremists have killed many people in Egypt, Algeria, Syria, Saudi, Iraq and other places thinking that their killing of those who oppose them is a means of seeking reward from God. Amongst those they’ve killed are:
• Sheikh Muhammad ash-Shami: the Mufti of a village near Aleppo called `Ifrin,
• Sheikh Dr. Hussayn adh-Dhahabi: the Minister for Islamic Endowments and an academic at an Islamic College in Egypt.
• Sheikh Nizar al-Halabi: the chairman of the Islamic Charity Projects Association in Lebanon.
To plainly discover their deviant ideology and unjust reasoning underpinning their acts of terror, one needs only to observe extremists’ books.
Quotes from extremists’ books:
• In their so called book fi dhilal al-Qur’an (In the Shades of the Qur’an) [vol. 3/G8/p.1198] they say: “He who obeys a human in a secular law even if it were partial obedience then this person is a mushrik (idolater) and a blasphemer no matter how emphatically he utters the testifications of faith”.
• In the same book [vol. 2/G7/p.1057] they say: “All humankind in the East and the West inclusive of those who repeat the testifications of faith on the minarets with no indicator or factual happening are deeper in sin and worse in punishment on the Day of Judgment because they have blasphemed for the worship of creations”.
• In the same book [vol 3/p.1449] is written: “It is required upon those who are called the Jama`ah al-Islamiyya or the brotherhood group to snatch the reigns of power from the rulers and to destroy their systems and to revolt against them by way of coups throughout the states”.
However, historic and contemporary Islamic literature abounds with refutations against deviant sects. Islamic scholars fought and debated them including the great Prophetic companion `Abdullah Ibn `Abbas and the fourth Khalif (successor) Master `Aliy Ibn Abi Talib, followed by the four Sunni schools of thought and their orthodox followers. The four Sunni schools of thought are the highest authority for the Sunnis in refuting this global extremist movement and its aligned groups who falsely claim to be part of the Sunni populace.
Quotes from the four Sunni schools:
• The Mufti of the Hanbalis in Mecca Sheikh Muhammad bin `Abdullah bin Hamid (d. 1295 H.) said in his book as-suhub al-wabilah (The Downpouring Clouds) page 276 about the leader of the extremist Wahhabi movement: “If he was contested and refuted and could not overtly kill his contester, he sends a hit man to murder him on his bed or at night in the market place, because he believed in the blasphemy of those who opposed him and the shedding of their blood”.
• The Mufti of the Shafi`is in Mecca Sheikh Ahmad Zayni Dahlan (d. 1304 H.) wrote in his book ad-durar as-sunniyyah (The Sunni Gems) about the leader
of the extremist Wahhabi movement that he used to say: “And all that is under the seven skies is a mushrik (idolater) fully, and he who kills a mushrik is rewarded with Paradise”.
• He (Mufti) also relayed about the Wahhabi leader his statement: “He who enters our way shares our rights and obligations, and he who doesn’t is a blasphemer whose blood is shed and wealth is squandered”.
• He also mentioned in his book ‘umara’ al-balad al-haram (The Princes of the Holy Land) that when the Wahhabis entered at-Ta’if they killed the people en mass including the elderly and the children, the honourables, the princes and the layman. They even slaughtered the suckling infants by their mothers’ breasts. They also assaulted the pilgrims to Mecca through extortion and murder.

• The Maliki Sheikh Ahmad as-Sawi (d. 1241 H.) mentioned in his commentary on al-Jalalayn [vol.3 p.307-308] about the khawarij who misinterpret the true meanings of the Qur’an and the Prophetic traditions shedding in that the blood of the Muslims as is witnessed today in their localities. They are a sect in the Hijaz region (East Arabia) who are called the Wahhabis, they think they have a legitimate authority but in deed they are the liars who have been deceived by the devil who has made them forget the remembrance of their Lord. Those are the evil satanic sect; in fact the sect of Satan is defeated.”.
Quotes from the four Sunni schools:
• Dr Muhammad al-Ghazali (d. 1996) and who was a disciple of Sheikh Hasan al-Banna may Allah have mercy on him mentioned in his book min ma`alim al-haqq (From the Characteristics of Truth) [p.264]: “Those underground youth were later on a major threat to the group, as they started turning against each other in assassinations until they became a destructive tool for terror in the hands of those who had no true knowledge of Islam and could not be relied upon for the common interest of society”. Hasan al-Banna also said about them before he died that they were not brothers and they were not Muslims.
Today, the threat of extremists is escalating and reaching new fronts beyond New York, Madrid, Bali, London and Sharm El-sheikh. They kill unjustly on one hand and call themselves ‘the Salafy Group’ on the other hand. But, no two concepts can be more polarised. They hide behind the banner of Jihad and martyrdom and under the veil of Islam. The fact of the matter remains that Islam is against them and against their evil acts. Refuting them is an Islamic obligation and diffusing them should be a way of life for the true Muslim.
Remedies and Solutions
The war against extremism is a systematic war which has to be accompanied with preventative measures which include:
• Satisfying the need for Islamic scholars, Sheikhs and Islamic religious workers who remain at the forefront of the line of defence against them.
• To continue training new religious workers and Sheikhs with the know hows and the rebuttal documents enabling them to expose extremism and its proponents.
• To expose those in the public arena so that they cannot continue to find access to the general public.
• To maintain a media, broadcast and print, that supports rebutting and curtailing extremist acts and undressing their disguise and motives
• To encourage Islamic leaders of today to speak out against the modern version of the khawarij in order to prevent them from teaching their ideology through pulpits, mosques, radio stations, satellite channels, schools, public lectures.
• To protect the Muslim youth from their danger by preventing access to the extremist books
Curtailing extremism should not be limited to security measures, which sometimes defeats the aim. Security measures may sometimes bloat the motives of extremists who act upon a recursive chain of actions and reactions in order to expand their sphere of conflict from one generation to another. Alone it could also attract the attention of some oblivious youth who might grant their sympathy to these extremist groups. Some people have even put a spin on hypocrisy, disguising it as public relation and promotion; thus luring the passive. Such deviant people compete for air time and coverage, while concealing their true identity and motives behind void utterances of peace and moderation. Their private sessions contain the same rants that they distribute in their bookstores claiming to advise the youth towards the right path for salvation. It is also behind doors that they accuse those calling against extremism to be mere agents or informers. It was only recently, when one of them was extolling extremists by saying that if it weren’t for them “Allah would have sunk the Earth from underneath us” and he called those carrying out suicidal attacks “martyrs”. Consequently, continued learning about Islam and application becomes a necessity for differentiation.
Remedies and Solutions
The conclusion is framed in what the trustworthy Prophet peace be upon him said what means: “Allah rewards for gentleness what He does not reward for violence” [related by Muslim and others]. Clearly, the onus is upon all Muslims to resolve this phenomenon, each through his informed area of expertise and with as much capacity as one could bear. Muslims in Australia and abroad following the orthodox teachings of Islam condemn all forms of terrorism, extremism and social destruction. Thus, it is essential to conquer terrorism and its kin, that governments, nations and the media differentiate between Muslims and terrorists and to further promote that there is no relation between Islam, terrorism and extremism. To execute this objective Muslims throughout the world should assert their moderate stand loudly, empowered by textual and logical proofs. They must restate that they are not the ones who exchange conviction for positions, and are not those who disregard the true Islamic fatwa for any agenda or program. Counselling against extremists cannot be achieved only by statements and words, but has to be accompanied with a continuous effort in order to eradicate this social dilemma and save nations and its peoples from its danger. This work requires qualified and diligent individuals trained in deflating the calls of the named al-Jama`ah al-Islamiyyah, the Wahhabis and Hizbut-Tahrir
Kayıtlı
byOttoman
Onbaşı
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 63


Aktiflik
Seviye
Deneyim

Site
« Yanıtla #21 : Mart 10, 2010, 01:11:59 »

Üç Sapık Fırkaya Karşı Uyarı Risalesi
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismi ile

Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, ümmî peygamber Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabına salât ve selâm olsun. Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:

1 كنتم خيرَ أُمَّةٍ أُخرِجَتْ للنَّاسَِ تأمُرونَ بالمعروفِ وتَنْهَوْنَ عنِ المُنْكَرِ وتُؤْمِنونَ بِاللهِ

Manası: Ümmetlerin içinde en hayırlı ümmet Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetidir. O iyiliği emreder ve kötülüğü nehyeder yasaklar.
Peygamber Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

حتى متى ترعُون عن ذكرِ الفاجِرِ اذكرُوهُ بما فيهِ حتَّى يحذَرَه النَّاسُ 2

Manası: “Ne zamana kadar facirin fasığın hakkında konuşmaya korkacaksınız. Yaptıklarını insanlara anlatınız ki, ondan sakınsınlar.”
Bu ayet ve hadise dayanarak, dalâlet sapıklık üzerinde olan bazı insanların yaptıklarını bu kitapçıkta zikrederek, Müslümanları bunlara karşı uyarıyoruz.


Vehhâbîler, Seyyid Kutub’a Tâbi Olan Hizbu’l‑İhvân Cemaati
ve Takiyyuddîn En‑Nebehânî’ye Tâbi Olan Hizbu’t‑Tahrîr Cemaati
Olmak Üzere Üç Sapık Fırkaya Karşı Uyarı Risalesi




·Vehhâbîler, Hicrî 1206 yılında ölen Necd’li Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb’a tâbidirler.

Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb, asrındaki âlimlerin hiçbiri tarafından âlim olarak adlandırılmamış bir adamdır. Hatta kardeşi Süleyman İbn-u Ăbdulvehhâb, onun kendi beldesindeki ve başka yerlerdeki Hanbelîler ile diğer Müslümanlara muhalif olduğundan dolayı, ona karşı iki tane reddiye yazmıştır. Bu iki reddiyeden biri “Es-Savâ’iku’l-ilâhiyye” İlahî Yıldırımlar diğeri de “Faslu’l-hitâb fi’r-raddi alâ Muhammed ibni Abdilvehhâb” Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb’a Cevaben Açık Hitap diye adlandırılmıştır.

Ayrıca, Hanbelîlerin Mekke’deki müftüsü meşhur âlim Muhammed İbn-u Abdullah İbn-u Humeyd, Hanbelîlerden olan ilim ehlini saydığında, yaklaşık olarak Hanbelî mezhebinden 800 erkek ve kadın âlimi zikretmiş, Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb’ı ise zikretmemiştir. Hatta onun babası olan Ăbdulvehhâb’ı da zikretmiş ve onu âlim olmakla övmüştür. Ayrıca, babasının ona kızgın olduğunu, insanları ondan uyardığını ve: “Sizin Muhammed’den göreceğiniz şer olacaktır.” dediğini de zikretmiştir. Şeyh Muhammed İbn-u Abdullah İbn-u Humeyd, Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb’dan yaklaşık olarak seksen yıl sonra vefat etmiştir.
Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb, yeni bir din ortaya çıkarmış ve onu kendisine tâbi olanlara öğretmiştir. Bu dinin aslı, Allâh’ı insanlara benzetip Allâh’ın arşın üzerinde oturan bir cisim olduğuna inanmaktır. Bu ise Allâh’ı yaratıklara benzetmektir; çünkü oturmak yaratıkların sıfatlarındandır. İşte böylece o, Allâh’ın şu Kelâmı’na karşı çıkmıştır:

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىءٌ 3

Manası: Allâhu Teãlâ hiçbir şeye benzemez.
Selef-i salihîn, Allâh’ı insanların sıfatlarından bir sıfatla vasıflandıranın küfre düşmesi hususunda ittifak etmiştir. Selefî muhaddis imam et‑Tahâvî, “Tahâviyye Akidesi” adlı meşhur akide kitabında şöyle demiştir: “Kim, Allâh’ı insanların sıfatlarından bir sıfatla vasıflandırırsa kâfir olur.”

Vehhâbîlerin inançlarından:
·“Yâ Muhammed!” diyeni tekfir etmek.
·Peygamberlerin ve evliyaların kabirlerini teberrük için bereketlenmek için ziyaret edeni tekfir etmek.
·Kabre teberrük için el süreni tekfir etmek.
·Göğsünde, içinde Kur-ân ve Allâh zikri bulunan bir muskayı taşıyanı tekfir etmek ve bunu putlara yapılan ibadet gibi kılmak.

İşte böylece onlar, sahabelerin ve selef-i salihînin üzerinde bulundukları şeylerde ayrılığa düşmüşlerdir. Muhakkak ki sıkıntı anında “Yâ Muhammed!” demenin caiz olduğu; sahabeler, onlardan sonra gelen selef-i salihîn ve onlardan sonra her asırda gelmiş geçmiş Müslümanlar hakkında sabittir. Hatta onların kendi beldelerinde, -gerçeğe uygun olmadığı halde- kendisine uyduklarını söyledikleri İmam Ahmed İbn-u Hanbel, teberrükle Allâh’tan sevap umarak Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem kabrine ve minberine dokunmanın ve onları öpmenin caiz olduğunu söylemiştir. Bu da, meşhur olan “El‑Câmiˇ Fîl-Ĭleli Ve Maˇrifetir‑Ricâl” adlı kitabında geçer.

Vehhâbîler, Peygamber’den sallallâhu aleyhi ve sellem yardım dileyeni ve onun vefatından sonra onunla tevessül edeni tekfir ederek ve diri olup huzurda bulunan kişiden başka birisiyle tevessül etmek küfürdür diyerek ümmetten ayrılmışlardır. İşte, koydukları bu KURALLA hareket ederek bu hususta kendilerine karşı çıkanı tekfir etmeyi ve öldürmeyi helâl kılmışlardır. Onların lideri olan Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb şöyle demiştir: “Kim bizim davamıza girerse lehimize olan şeyler lehinedir ve aleyhimize olan şeyler de aleyhinedir. Girmeyen ise kâfirdir, kanı mübahtır.”

Onların sözlerini çürütecek deliller hakkında daha geniş bilgi isteyen, Fas diyarının muhaddisi Şeyh Ăbdullâh el‑Ğummârî’ye ait olan “Er‑Raddul Muhkemul-Metîn İsabeti Kuvvetli Reddiye” adlı kitap ile Şam diyarının muhaddisi Şeyh Ăbdullâh el‑Hararî’ye ait olan “El‑Mekâlâtus‑Sunniyyetu Fî Keşfi Ďalâlâti Ahmed İbn-i Teymiye Ahmed İbn-u Teymiye’nin Dalâletlerini Keşfetme Hususunda Sünnî Makaleler” adlı kitap gibi, onların aleyhindeki reddiye kitaplarını okusun.

İkinci kitap, Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb’ın, diri olup huzurda bulunandan başka kimseyle tevessül etmeyi haram kılmayı, Hicrî 728 yılında ölen İbn-i Teymiye’nin kitaplarından aldığı için bu isimle adlandırılmıştır. Oysa ki İbn-i Teymiye, bacağı “Hader” hastalığına uğrayan kimsenin, “Yâ Muhammed!” demesini güzel bulmuştur. Bu ise, İbn-i Teymiye hakkında “Mektebu’l-İslâmî” diye adlandırılan yayınevinin Hicrî 1405 – Rumî 1985 tarihindeki beşinci baskısı olan “El‑Kelimuttayyib Güzel Kelime” adlı kitabında sabittir ve doğrudur. Bu da, onun “Et‑Tevessul Ve’l-Vesîle Tevessül ve Vesile” adlı kitabında dediğine muhaliftir. İşte Muhammed İbn-u Ăbdulvehhâb, ona “Et‑Tevessul Ve’l-Vesîle” adlı kitabında söylediği hususta katılmış ve “El‑Kelimu’t-tayyib” adlı kitabında söylediği hususta ise ona karşı çıkmıştır. “Hader”, doktorlar arasında bilinen, bacakta meydana gelen bir hastalıktır.

·Hizbul-Ihvân, Hicrî 1387 yılında ölen Mısır’lı Seyyid Kutub’a tâbidir.

Hizbu’l-İhvân, Seyyid Kutub’a, “Kim, tek bir hüküm dahi olsa, Kur-ân’ın hükümleri dışındaki bir hükümle hükmederse, şüphesiz ki Allâh’ın uluhiyetini reddetmiş ve kendisi için uluhiyeti iddia etmiştir.” sözünde uymuştur. Seyyid Kutub bu sözü, Allâh’u Teãlâ’nın şu Kelâmı’na dayanarak söylediğini iddia etmiştir:

ومن لم يحكم بما أنزل الله فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرون 4

Böylece Seyyid Kutub, kanunla hükmeden devlet yöneticilerinin ve halkın kanını helâl kılmıştır. Onun bu ayet için yaptığı tefsir, Resûlullâh’in sallallâhu aleyhi ve sellem amcasının oğlu olan Ăbdullâh İbn-u Abbâs’ın -radıyallâhu ănhumâ- yaptığı tefsire muhaliftir. Oysa o, Kur’an’ın tercümanı diye tanınmıştır. Ayrıca Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, onun Kur-ân’ı anlaması için dua etmiştir. “Sahih-i Buharî’nin” 1. cildinin 25. sayfasının Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem “Yâ Allâh! Ona kitabı öğret.” sözünün bölümünde, Resulullâh’ın sallallâhu aleyhi ve sellem onu kucaklayıp: “Yâ Allâh! Ona kitabı öğret.” dediği geçiyor. Ayrıca şöyle de demiştir: “Yâ Allâh! Onu Dîn’de fakih kıl ve ona tevili öğret.” yani Kur-ân’ın tefsirini. İbn-i Hibbân’ın rivayet ettiği bu hadis de sahihtir. Onun yaptığı bu tefsir, sadece İbn-i Abbâs’ın tefsirine değil, ondan başka sahabelerin ve onlardan sonra günümüze kadar onlara tâbi olan İslâm âlimlerinin tefsirine de muhaliftir.
El-Hâkim’in “El‑Mustedrak” adlı kitabının 2. cüzünün 313. sayfasında, Ăbdullâh İbn-u Abbâs hakkındaki zikrettiği şu sözü sabittir: “Bize, Ahmed İbn-u Süleyman el-Mûsilî, Ali İbn-u Harb’den, o da Sufyân İbn-u Uyeyne’den, o da Hişâm İbn-u Hacîr’den, o da Tavus’tan İbn-i Abbâs’ın -radıyallâhu ănhu- konuyla ilgili olan ayetin tefsirinde şöyle dediğini anlatmıştır: “O, onların gittikleri küfür değildir. O, İslâm’dan çıkaran küfür değildir. 5 ومن لم يحكم بما أنزل الله فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرون. O, büyük olan küfrün gerisinde olan bir küfürdür. Din’den çıkarmayan büyük bir günahtır.” Bu, isnadı sahih olan bir hadistir.
İbn-i Abbâs’ın: “... büyük olan küfrün gerisinde kalan küçük olan bir küfürdür.” sözü, riyaya benzer. Resulullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, ona ‘küçük şirk’ adını vermiştir. Yani bu, Allâh’tan başkasını son derece yüceltme suretiyle yapılarak İslâm Dini’nden çıkaran büyük şirk değildir; Dolayısıyla insanı İslâm Dini’nden çıkaran şirk, bu Allâh’tan başkasını son derece yüceltme suretiyle yapılan şirktir. El-Hâkim, “El‑Mustedrak” adlı kitabında Resulullâh’in sallallâhu aleyhi ve sellem mealen şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Riyâdan sakının! Muhakkak ki o, küçük şirktir.”

İşte, Resulullâh’ın sallallâhu aleyhi ve sellem küçük şirkin bulunduğunu bildirmiş olduğu gibi, İbn-i Abbâs da Allâhu Teãlâ’nın buyurduğu el‑Mâideh suresinin, 44. ayetinde فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرونolarak geçen kısmı tefsir ederken “O büyük olan küfrün gerisinde kalan küçük olan bir küfürdür İslâm’dan çıkaran bir küfür değildir.” demiştir. Allâhu Teãlâ, ümmetin büyük âlimi ve Kur-ân’ın tercümanı olan İbn-i Abbâs’tan razı olsun ve onu hayırla mükâfatlandırsın.
Bunun beyanı ise şöyledir: Müslümanı öldürmek ve namazı terk etmek gibi büyük günahların, isnadı sahih olan hadislerde, küfür olduğu geçmektedir. Fakat Resulullâh bunun, İslâm’dan çıkaran yani onu yapanı Din’den çıkaran bir küfür olduğunu demek istememiştir. Bu, o günahı küfre benzetmek manasına gelir.

Tıpkı Resûlullâh’in sallallâhu aleyhi ve sellem kâhinlerin yanına gidip onların dediklerini gaybı bildiğine inanmadan tasdikleyen kişinin hakkında mealen şöyle buyurduğu gibi: “Kim arrafın veya kâhinin yanına gidip onun dediğini tasdik ederse, o, Muhammed’e inmiş olanlara karşı küfür içinde olur.” Bu, sahih bir hadistir. Fakat Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem burada, Müslümanın sadece kâhinlerin yanına gidip onları tasdik etmekle İslâm’dan çıkmış olacağını kastetmemiştir.6 Resûlullâh’ın burada demek istediği , bunun küfre benzeyen büyük bir günah olmasıdır.

Ayrıca mealen şöyle de buyurmuştur: “Müslümana sövmek fasıklıktır, ona karşı savaşmak ise küfürdür.” İşte, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem: “... ona karşı savaşmak küfürdür.” sözüyle Müslümanın, Müslümana karşı savaşmasının Din’den çıkaran bir küfür olduğunu söylemek istememiştir. Peygamber Efendimiz’in sallallâhu aleyhi ve sellem burada kastettiği şey, onun küfre benzeyen büyük bir günah olmasıdır. Çünkü Kur-ân’ı kerim, Müslümanlardan birbirlerine karşı savaşan iki grubu mümin olarak adlandırmıştır. Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:

إن طائفتان من المؤمنين اقتتلوا 7

Ayrıca Sahih-i Muslim’de meşhur sahabi Berâ İbn-u Âzib’in şöyle dediği geçmektedir: “Şu ayet: ومن لم يحكم بما أنزل الله فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرون 8 ve bundan sonra gelerek birinde فَُأوَلئِكَ هُمُ الظالمون 9 ve diğerinde de فَُأوَلئِكَ هُمُ الفاسقون 10, diye geçen iki ayet olmak üzere bunların hepsi, Allâh’ın indirdiği hükümlerden başka hükümlerle hükmeden Müslümanlara değil, Allâh’ın indirdiği hükümlerden başka hükümlerle hükmeden gayr-i Müslimlere inmiştir. Bu ayetler, gayr-i Müslimler hakkındadır.”

Bu ayetin tefsiri hususunda sahih bir isnat dayanak ile sahabiler hakkında geçen, ancak bu iki tefsirdir, Ăbdullâh İbn-u Abbâs’ın tefsiri ile Berâ’nın tefsiri. İşte İslâm âlimleri, Hicrî 14. asrın yarısına yakın olan zamana kadar, buna göre hareket etmişlerdir.

Sonra Mısır’da Seyyid Kutub denilen bu adam ortaya çıkmış ve Kur-ân’ın tefsirini yaparak, bir meselede dahi olsa Kur-ân dışında hükmedeni tekfir etmiştir, yani diğer bütün hükümlerde şeriata göre hükmetmesine rağmen. Ayrıca, böyle bir devlet yöneticisinin hükmü altında olan halkı da tekfir ediyor.

Bu günlerde ise İslâmî ülkelerde bulunan bütün devlet yöneticileri birden fazla meselede: boşanma, miras, nikâh ve vasiyette şeriata göre Kur-ân’ın hükmüyle hükmetmelerine rağmen bir çok davada şeriat dışında hükmediyorlar.

Buna rağmen Seyyid Kutub ve onun yanlıları, onları ve onların hükmü altındaki halkı, kendileriyle birlikte devlet yöneticilerine karşı ayaklananlar hariç, tekfir ediyor ve silahla, bombalamakla ve bundan başka herhangi bir şekilde yapabildikleri bir vesile ile onların öldürülmelerini helâl kılıyorlar.

Seyyid Kutubun bu hususta söylediğinin örneği ancak geçmişteki Haricîlerde görülmüştür. Muhakkak ki onlar, Müslümanı zina, içki içmek, rüşvet, dostluk veya yakınlık için şeriat dışında hükmetmek gibi işlenen günahtan dolayı tekfir ederlerdi.

Seyyid Kutub on bir sene Allâh ı inkar eden biri olarak yaşamıştır ve bu onun kendi itirafıdır. Sonra Şeyh Hasan el‑Bennâ’nın -Allâh ona rahmet eylesin- toplamış olduğu Hizbul-İhvân’a sığınmıştır. Daha sonra Seyyid Kutub ve daha başkaları Hasan el‑Bennâ hayattayken, onun salim olan yolundan yani şeriatın hükmünden başka bir hükümle hükmeden Müslümanın tekfir edilmediği yolundan sapmışlardır. Şeyh Hasan onların hak olan yoldan saptıklarını öğrendiğinde: “Onlar ne kardeştir ne de Müslümandırlar.” demiştir.

Şeyh Hasan el‑Bennâ’nın zamanında ona tâbi olanlardan Dr. Muhammed el‑Gazalî’nin “Min Meãlimil‑Hak Doğruluğun İşaretinden” adlı kitabının 264. sayfasındaki açıklaması şöyledir: “Üstat Hasan el-Bennâ, daha cemaatini oluşturduğu ilk sıralarda buna benzer cemaatlerin çoğunluğunu oluşturan ileri gelen ve toplumsal tesliyeyi arayan kişilerin ciddî durumlar?Ney için uygun olmadıklarını bildiğinden dolayı “Nizâm‑ı Hâs” diye adlandırılan özel bir teşkilât kurdu. Ney Fakat gizli kalan bu gençler, sonradan cemaatin başına şer ve bela olmuşlardır. Böylece birbirlerini öldürüp terörizm ile yıkıcılığa alet olmuşlardır. Hasan el-Bennâ ölmeden önce onlar hakkında şöyle demiştir: “Onlar ne kardeştir ne de Müslümandırlar.” Burada sözü sona ermiştir.

Daha sonra insanlardan birçoğu Seyyid Kutub’un bu tefsiriyle fitneye uğrayıp Mısır, Cezayir, Suriye ve bunlardan başka yerlerdeki birçok insanın Seyyid Kutub’un görüşlerine muhalefet ettikleri için öldürülmesini Allâh’tan sevap umulan hayırlı bir amel sayıp, onları öldürmekle onun dediklerini yerine getirdiler. Bunlara bir örnek, Suriye’nin Halep şehrine bağlı Afrîn adındaki bir köyün müftüsü olan bir şeyhi öldürmeleridir. Bu şeyh onlara muhalefet ettiği için, yatsı namazından sonra insanlar camiden ayrılıp, onunla birlikte bir başka adam kaldığında, onun yanına gelip onu kurşunlamaya kalkışmışlar ve bu sırada beraberinde bulunan o kişi kendisini şeyhin üstüne atmış, böylece onlar önce onu, sonra da şeyhi öldürmüşlerdir. Bu şeyhin adı da, Şeyh Muhammed eş‑Şâmî’dir –rahimehullâh-. Geçmişte ve şimdiki zamanlarda Kur-ân dışında hükmetmek, ya rüşvet ya yakınlık ya da ileri gelmiş insanları razı etmek için meydana gelmiştir ki Müslümanlar onları Kur-ân’ın hükümlerinden başka hükümlerle hükmetmelerinden dolayı tekfir etmemişlerdir. Fakat onları fasık olarak saymışlardır.

Bunlar, Seyyid Kutub’a tâbi olanlar, cemaatlerini ifade etmekte değişik isimler de kullanıyorlar. Kırk yıl önce Mısır’da ve başka ülkelerde “Hizbul-İhvânil-Muslimîn Müslüman Kardeşlerin Partisi”, Lübnan’da da “İbâdurrahmân Rahmân’ın Kulları” adı altında kendilerini iki isimle tanıtmışlardır. Sonra onlar, sırf insanların, kendilerinin itikaden ve amelen İslâm’ın hakikatine çağırdıklarını zannetmeleri için “İslâmî Cemaat” adı altında umumî bir isim çıkarmışlardır. Hâlbuki gerçek hâlleri böyle değildir.

·Hizbu’t-Tahrîr ise, Hicrî 1400 yılında ölen Filistin’li Takiyyuddîn en‑Nebehânî’ye tâbidir.

Hizbut‑Tahrir’in ümmet‑i Muhammed’den ayrılmış oldukları şeylerden biri, onların şu sözüdür: “Kim halifeye biat etmeden ölürse, onun ölümü cahiliye putperestlerin ölümü olmuş olur.”

Onların sözüne göre 100 seneyi aşkın bir süreden beri ölen her Müslümanın ölümü cahiliye ölümüdür. Çünkü, o zamandan beri bir halife bulunmamaktadır. Bütün Müslümanların işlerini idare eden umumî halifeye gelince, o, uzun zamandan beri yoktur. Müslümanların bu günde halife tayin edememelerinde özürleri vardır. Yani halk bu gün bir halife tayin edemiyor. O hâlde onların suçu nedir!?
Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:

لايُكَلِّفُ الله نَفْسًا إِلا وُسْعهَا 11

Manası: Allâh, kulu gücünün yetmediği şeyle yükümlü kılmaz.
Dalâlet bakımından bundan daha şiddetli olanı ise onların şu sözüdür: “Kul, ittirarî isteğe bağlı olmayan yaptıklarını değil, ihtiyarî isteğe bağlı yaptığı fiilleri yaratır.”
Böylece Allâh’ın buyurduğu şu ayet‑i kerimeye muhalif oldular:

الله خَالِق كُلِّ شَئ 12

Manası: Allâh her şeyin yaratıcısıdır.
Çünkü bu ayette zikredilen “شيء şey” kelimesi hem cismi hem de cismin amelini içermektedir.

Şu ayete de muhalefet etmişlerdir:

هَلْ مِنْ خَالِق غَيرُ الله 13

Manası: Allâh’tan başka Yaratıcı yoktur.

Ayrıca şu ayete de muhalif olmuşlardır:

قُلْ إِنَّ صَلاتِي وَنُسِكِي وَمَحْيَاى وَمَمَاتِى لله ربِّ العَالمين لا شَريكَلَه 14

Manası: Namaz kılmak ile hac ameli ki, onların ikisi kulun yaptığı ihtiyarî fiillerdendir. Doğmak ile ölmek ise kulun ittirarî fiillerindendir. İşte bunların hepsini, Allâh kendisine ait yaratmasıyla varlığa getirmiştir. Bunda ise O’nunla hiç kimse ortaklaşamaz, yani onları yoktan var eden sadece O’dur.

Dolayısıyla bu ayetler gösteriyor ki, varlığa giren bütün her şey: cisim, hareket, durgunluk, renk, düşünce, acı, zevk, anlayış, güçsüzlük, zayıflık ve benzeri şeyler başkasının yaratmasıyla değil, Allâhu Teãlâ’nın yaratmasıyla meydana gelmiştir. Kullar, ancak yaparlar; fakat yaratmazlar. Bu da, seleften halefe kadar günümüze kadar gelen bütün Müslümanların icmasıdır.

Kulun, genel olarak ihtiyarî yaptığı ve ihtiyarî olmaksızın yaptığı fiilleri yaratmadığını gösteren ayetlerden biri de, Allâhu Teãlâ’nın şu Kelâmı’dır:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللهَ قَتَلَهُمْ 15

Allâh, bu ayette onların sahabelerin öldürmediklerini, sadece kendisinin onları yaratma bakımından öldürdüğünü bildiriyor. Hâlbuki Müslümanlar savaşıp öldürmüşlerdir. Fakat Allâh, onların hakikat bakımından öldürmediklerini bildiriyor. Sahabelerin bu öldürmeleri hâsıl olmuştur. Fakat onların bu öldürmelerini, onlar değil Allâh yaratmıştır. Onlar, onu kesib 16 ve zahir bakımından yapmışlardır. Allâh ise yaratmıştır, yani onu yoktan var etmiştir. Sonra Allâhu Teãlâ bu ayetin devamında şöyle buyuruyor:

وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللهََ رَمَى 17

Allâhu Teãlâ, hakikat ve varlığa getirme bakımından –o da yoktan var etmektir- Resûlullâh’ın sallallâhu aleyhi ve sellem atmadığını bildiriyor, yani meydana gelen atışı Resulullâh yaratmamıştır. Bilakis onu Allâh yaratmıştır, yani ondaki hâsıl olan o atışı Allâh varlığa getirmiştir. Allâhu Teãlâ bir bakımdan atışı Efendimiz Muhammed’in sallallâhu aleyhi ve sellem yaratmadığını bildiriyor ve bir bakımdan da onun o atışı yerine getirdiğini bildiriyor. Yani o atışın, Resûlullâh tarafından yaratılmadığını, ancak onun kesbetmesi bakımından, yani onu yaratmış olmaması bakımından o atışı yerine getirdiğini bildiriyor.

O hâlde Tahrircilerin bu ayetlere karşı muhalefeti açıktır. İmam Ebu Hanife şöyle demiştir: “Kulların amelleri, kendilerinin bir fiili, Allâh’ın da yarattığı bir şeydir.“ Ümmetin selefi geçmişleri ile halefi sonraki gelenleri işte bu inanç üzerindedirler. Buna karşı muhalif olan inanç ise, Allâh’ın kitabına ve Resûlullâh’ın hadisine muhalefet etmiş olur.
Buharî ve daha başkalarının rivayetine göre Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem umreden veya savaştan geri döndükten sonra şöyle derdi: “Tek olup ortağı olmayan Allâh’tan başka İlâh yoktur. O, kuluna yardım etmiş, savaşan kullarını aziz kılmış ve tek O, düşmanları yenilgiye uğratmıştır.”

Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, düşmanların yenilgiye uğramasının, ancak Allâhu Teãlâ’nın yaratmasıyla olduğunu ve yaratmada O’nun ortağı olmadığını bildiriyor.
Hâlbuki zahirde düşmanları yenilgiye uğratmak, onlardan sahabelerden meydana gelmiştir. İşte bu, delillerin en açık olanıdır.

Kulların, bütün hallerde amellerini yaratmadıklarına delâlet eden başka ayetler daha vardır. Allâh’ın şu Kelâmı gibi:

وَاصْبِرْ ومَا صبرُكَ إِلا بِالله 18

Manası: Kulun sabır göstermesi, ancak Allâhu Teãlâ’nın onu sabırlı kılmasıyladır.
Ve şu Kelâmı gibi:

وَمَا تَوْفِيقِي إِلا بِالله 19

Manası: Kulun muvaffakiyeti, ancak Allâhu Teãlâ’nın muvaffak kılmasıyladır.
Bu “خَلَقَĤaleka” kelimesi, yoktan var etme anlamında kullanıldığında sadece Allâh hakkında kullanılır. Ancak “خَلَقَĤaleka” kelimesinden şekil vermek, yalan söylemek veya bir şey kararlaştırma kast olunursa o zaman kullar hakkında kullanılması doğru olur.
Allâhu Teãlâ Ĩsâ –ăleyhisselâm- hakkında şöyle buyuruyor:

وإذْ تخلُقُ منَ الطِّينِ كهَيْئَةِ الطَّير 20

Buradaki “تَخْلُقُTeĥluku” Ĩsâ’nın şekil vermesi manasına gelir, o, yarasayı yoktan var eder manasına gelmez.
Allâhu Teãlâ’nın buyurduğu şu ayet de buna benzer:

تَبَارَكَ اللهُ أَحْسَنُالْخَالِقِين 21

Bu ayetteki “خلقĤalk” kelimesinin manası takdir etmektir; yoktan var etmek manasına gelen “خلقĤalk” değildir. O hâlde ayet “Allâh, takdir edenlerin en iyisidir.” manasına gelir.
Ayrıca Allâhu Teãlâ şöyle buyuruyor:

وَتَخْلُقُونَ إِفْكا 22

Allâhu Teãlâ bu ayette, müşriklere “خلقĤalk” etmeyi, yani yalan söylemeyi isnat etmiştir. Bu, yoktan varlığa getirmek manasında yalan söylemeyi yaratıyorlar manasına gelmez.
“خلقĤalk” kelimesinin, bir şeyi kararlaştırma manasında kullanılması da eski zamanın Araplarında bilinmiş bir şeydir. Şairlerden birisi şöyle der:

ولأنت تفرِي ما خلقتَ وبعضُ القومِ يخلُقُ ثم لا يفري

Yani bu şair methettiği kişiye diyor ki: “Sen kararlaştırdığını uygularsın, bazıları ise kararlaştırır sonra gerçekleştirmez.”




Son Söz

Allâhu Teãlâ’nın, Müslümanlara münkeri ortadan kaldırmayı farz kılması bakımından, bunlara karşı ve sahabe günlerinden bu asra kadar gelen bütün Müslümanların inancına muhalefet eden her fırkaya karşı insanları uyarmak farzdır.
Bu doğru yoldan sapanlar, Ehl‑i sünnetin çokluğu itibariyle az olan küçük gruplardır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaate bağlanmayı tavsiye etmiştir. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sahih bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyurmuştur: “Cemaate Ehli Sünnet Ve’l-Cemaate tutunun ve sakın parçalanmayın. Muhakkak şeytan bir kişi ile beraber, iki kişiden ise çok uzaktır. Cennetin ortasını daha iyi olan yerini isteyen, cemaattan ayrılmasın.” Bunu Tirmizî “Câmi^” adlı kitabında rivayet edip sahih ve hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Ayrıca İbn-i Hibbân , İbn-i Mace ve daha başkaları da bunu rivayet etmişlerdir.

Bizim bu üç fırkaya olan nasihatımız ise, Din ilmini -Muhammed İbn-i Ăbdulvehhâb’ın kitaplarından değil, Seyyid Kutub’un kitaplarından değil, Takiyyuddin en-Nebehânî’nin kitaplarından da değil- Ehl-i Sünnet âlimlerinin ağızlarından öğrenmeleridir. Bilâkis ilim ehlinin huzurunda, Buharî’nin “Ĥalkul Ef‑ãl Fiillerin Yaratılışı” adı verilen kitabı, Ebu Cafer et-Tahavî’nin “El-Ăkîdetuttahâviyyeh Tahâviyye Akidesi” adı verilen kitabı ve İmam Mansur Ăbdulkâhir İbn-u Tâhir el-Bağdâdî’nin “El-Esmâ-u Ve’s-sifât İsimler ve Sıfatlar” adı verilen kitabı gibi muteber olan ulemanın kitaplarını okusunlar. Eğer akidenizi terk eder, bu akideleri alır ve şehadeti getirirseniz, o zaman doğru yolu bulmuş olursunuz. Sonunda herkes Allâh’a hesap verecektir.
Allâhu Subhânehû ve Teãlâ en iyi bilendir.


DİPNOTLAR:
[1] Âli Ǐmrân suresi, 110. ayet
[2] Rivayet eden el-Beyhakî
[3] Eş‑Şûrâ suresi, 11. ayet
[4] El‑Mâideh suresi, 44. ayet / Ayetin zahiren manası şöyledir: “Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirdirler.“ Fakat buradaki kâfirden denilmek istenen, küfre benzeyen büyük günah işleyen kişidir.
[5] El‑Mâideh suresi, 44. ayet
[6] Bir Müslüman, kâhinin yanına gidip onu dinledikten sonra : “Onun dediği belki olur, belki de olmaz.” demekle kâfir olmaz, ama büyük günah işlemiştir. Fakat onun gaybı bildiğine inanırsa kâfir olur.
[7] El‑Hucurât suresi, 9. ayet
[8] Ayetin zahiren manası şöyledir: “Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirdirler.” Fakat buradaki kâfirden denilmek istenen, küfre benzeyen büyük günah işleyen kişidir.
[9] El‑Mâideh suresi, 45. ayetin manası: “Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler zalimdirler.”
[10] El‑Mâideh suresi, 47. ayetin manası: “Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler fasıktırlar.”
[11] El‑Bakarah suresi, 286. ayet
[12] Ez‑Zumer suresi, 62. ayet
[13] Fâŧir suresi, 3. ayet
[14] El‑Enãm suresi, 162. ayet [15] El‑Enfâl suresi 17. ayet önceki sayfaya gelecek
[16] Kesib: Kulun, kastını ve isteğini bir amele doğru yöneltmesidir.[17] El‑Enfâl suresi 17. ayet [18] En‑Nahl suresi, 127. ayet
[19] Hûd suresi, 88. ayet
[20] El‑Mâideh suresi, 110. ayet
[21] El‑Mu´minûn suresi, 14. ayet
[22] El‑Ankebût suresi, 17. ayet
Kayıtlı
bykurt
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 18

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #22 : Mart 14, 2010, 02:15:08 »

Güzel iş çıkarmışsınız komutanım.Emeğinize sağlık.
Kayıtlı
IIMsCpII
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #23 : Mart 15, 2010, 22:07:17 »

KOmutanım.. Yeni Kaydoldum ve Acilen bir hackera ihtiyacım var özelden mesaj atmayı bilmiyorum [Msn Ardesi Paylaşımı Yasak! Bir Problem Var İse Lütfen iletisim@osmanli-tr.org Adresine Mail Atın]
Eklerseniz bekliyorum ... Sağolun...
Kayıtlı
Kimene35
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 36

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #24 : Nisan 14, 2010, 19:19:16 »

Elinize Saglık Komutanim
Kayıtlı
SaNaL@aRSIz
Çavuş
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 152


Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #25 : Haziran 17, 2010, 11:47:59 »

Elinize Saglık komutanım.
Kayıtlı
cerkezlaz
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6


NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #26 : Ağustos 02, 2010, 15:57:29 »

ellerinize sağlık elbet bir gün hesap verecekler...
Kayıtlı
ultraslan2000
Er

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2

Aktiflik
Seviye
Deneyim

« Yanıtla #27 : Ağustos 05, 2010, 22:43:50 »

Komutanim,ellerine saglik,Allah raziolsun
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 1.487 Saniyede 17 Sorgu ile Oluşturuldu