Göçmen
Onursal Üye
Binbaşı
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2198
Forum Görevlisi
|
 |
« : Ağustos 29, 2008, 17:05:09 » |
|
1.KONGRELER ÖNCESİ ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM İki Alman gemisinin (Göben ve Braslav) İngiliz Savaş gemilerinden kaçarak Çanakkale Boğazına ve uluslararası hukuk kurallarına göre silahsızlandırılmaları gereken bu gemilerin satın alındığının bildirilmesi,müteakiben başta bu gemiler (Yavuz ve Midilli) olmak üzere Alman Donanması’nın 27 Ekim 1914’de Rus limanlarını topa tutması sonucu Osmanlı Devleti 12 Kasım 1914’de resmen 1. Dünya Savaşı’na girmiş oldu.Çeşitli cephelerde savaşan Osmanlı Devleti, bazı cephelerde başarılar kazanmasına, bu arada Çanakkale Zaferi gibi bir mucizeyi gerçekleştirmesine rağmen savaşın acı yenilgisinden kurtulamadı. 30 Ekim 1918’de tarihimizin kara belgesi denilebilecek olan Mondros Mütarekesi imzalanmak zorunda kalındı.
Mütarekenin ülke topraklarının işgaline zemin hazırlayan 7. maddesi “İtilaf Devletleri güvenliklerini tehlikede gördüklerinde her hangi bir bölgeyi işgal edebileceklerdir” hükmünü taşımaktadır.Mütarekeden hemen sonra İtilaf Devletleri Donanması 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul Limanında demirlemiş ve mütarekenin 7. maddesi bahane edilerek ülkenin çeşitli bölgeleri işgal edilmiştir. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, Antalya bölgesi İtalyanlara;İzmir,Aydın ,Manisa bölgesi Yunanlılara;Adana,Mersin-Hatay bölgesi Fransızlara; Antep, Urfa, Maraş,Mardin ve Musul bölgeleri İngilizlere;bağımsız bir Ermenistan için Sarıkamış,Ardahan,Kars ve Ağrı bölgeleri de Ermenilere bırakılmak üzere,İtilaf Devletleri aralarında anlaşmışlardır. Yine bu anlaşma gereğince Çanakkale ve İstanbul Boğazı İtilaf Devletlerince ortaklaşa yönetilecektir.Bunların dışında Wilson Prensipleri’ne bağlı kalan İtilaf Devletleri, ülke içindeki azınlıklara da sembolik devletler kurdurup, bu devletleri kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeyi planlıyorlardı.
Mütarekenin imzalandığı yıllarda ,ülke,ekonomik,sosyal ve siyasal açılardan tam bir kargaşa içindedir. 1911’den 1918 yılına gelinceye kadar sürekli savaşlar,(Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya Savaşı ) ülkeyi tam bir çıkmaza sokmuştur. Büyük toprak kayıpları,uzun süren savaş yılları, tarıma dayalı Osmanlı ekonomisini, kelimenin tam anlamıyla felç etmiştir. Zaten bir türlü kurulamayan ulusal sanayi, savaş harcamalarının da etkisiyle iyice yoksullaşan devlet,mütareke maddeleri ile büsbütün ezilmiştir.
Siyasi durum oldukça karışık ve belirsizlik içindedir. Ülkeyi Birinci Dünya Savaşı’na iten İttihat ve Terakki yöneticileri yenilgi sonunda kendi başlarının çaresine bakarak ülkeyi terk etmişlerdir. Kurulan yeni hükümetler de devraldıkları bu kötü koşulların altından kalkabilecek beceride değillerdir. Bu kötü koşullar ülkede genel bir karamsarlık havasına neden olmuştur. Padişah Vahdettin, saltanat ve hilafetin korunmasından başka bir şey düşünmemektedir. Ürkek hareketleri de İtilaf Devletlerinin ülke üzerindeki emellerine yardımcı olmaktan başka bir işe yaramaz.Mondros Mütarekesi gereğince ordumuz dağıtılmış, silahları elinden alınmıştır. Pek çok asker zorunlu olarak kendi gelecekleri kaygısına düşmüş, ticaret ve ziraatla uğraşmaya başlamışlardır. Elde sadece güvenliği sağlayacak birkaç tümen, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde dağınık olarak bulunmaktadır.Birçok aile, uzun yıllar süren seferberlik dönemleri ve birbirini izleyen savaşlarda şehit ya da gazi vermiş, yakınlarını yitirmiş, sonsuz acılar çekmiştir. Anadolu büyük bir kaosun içine girmiştir. Otorite boşluğu nedeniyle eşkıyalık yaygınlaşmış, halkın güvenliği ve huzuru kalmamıştır. En kötüsü ülke topraklarının işgal edilmeye başlanmasıdır. Bu kölelik nedir bilmeyen Anadolu insanına ağır bir darbedir.
Mustafa Kemal,komutanı bulunduğu Yıldırım Orduları Grubunun dağıtılması üzerine İstanbul’a, Harbiye Nezareti emrine alınır. (7 KASIM 1918) İstanbul’a gelir gelmez çalışmalara başlar. Şişli’ deki evinde, güvendiği arkadaşlarıyla toplantılar yapmaya,çözüm yolları bulmaya çalışırlar.Mustafa Kemal, İstanbul’da kaldığı süre içinde yaptığı görüşmelerden, ülkenin İstanbul’dan kurtarılamayacağı gerçeğini anlar. Limanda toplarını şehre çevirmiş düşman gemilerinin baskısı altında bulunan İstanbul’da ne rahat bir çalışma ortamı. Ne de kurtuluş için güç vardır. Zaten Osmanlı İmparatorluğu tarihi ömrünü tamamlamıştır. Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarından beri kafasında biçimlendirdiği “halk egemenliğine dayanan ulusal bir devletin” kurulma zamanı gelmiştir artık. Bunun için de Anadolu insanının sarsılmaz bağımsızlık tutkusuna dayanmak gereklidir.
Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçmek için fırsat kollamaya başlar. Bu konuda Rauf Bey, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir Paşalarla görüşür. Artık yapılacak iş, resmi bir görevle veya olmazsa sivil bir yurttaş olarak Anadolu’ya geçmektir. Bu amaçla yapılan görüşmeler sonuçlarını verir ve Ali Fuat Cebesoy Paşa Ankara’ya 20. Kolordu Komutanlığı’na, Refet Bey de (Bele). Sivas’a 3. Kolordu Komutanlığına atanırlar. İstanbul’da görevli Rauf Bey’ de istifa ederek kendi imkanlarıyla Anadolu’ya geçmiştir.Kısa bir süre sonra Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmek için beklediği fırsat doğar. Rum çeteleri,Samsun bölgesinde ortalığı karıştırdıktan sonra,canını,malını,namusunu ve onurunu korumak için karşı koymaya çalışan Türklerden çekinmeye başlarlar. Türklerin Rum köylerini basmak için hazırlıklar yaptıkları gerekçesiyle İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğine başvururlar. İngiliz Yüksek Komiserliği de,gerekli önlemlerin alınması için Damat Ferit Hükümetini sıkıştırır. “Şayet siz gerekli önlemleri almazsanız,biz müdahale etmek zorunda kalacağız.” tehdidinde bulunurlar. Damat Ferit Paşa telaşlanmaya başlar. Dahiliye nazırı Mehmet Ali Bey’i çağırarak ne yapmak gerektiğini sorar . Mehmet Ali Bey, Mustafa Kemal’in düşüncelerine yakın biridir. Karadeniz sahilindeki karışıkları yatıştırmak üzere bir subayın görevlendirilmesini önerir.
Damat Ferit:“-Bu işi kim yapabilir?” deyince de; Mustafa Kemal’in adını verir. Mustafa Kemal’e bazı yetkiler veren bir müfettişlik görevi hazırlar.(9. Ordu Müfettişliği-daha sonra 3. Ordu Müfettişliği olacaktır.). Mustafa Kemal’in resmi görevi; bütün silah ve cephanenin toplanıp depolanması, milis kuvvetlerinin ellerindeki silahların alınması, asker toplanılmasının ve halka silah dağıtılmasının önlenmesidir. Mustafa Kemal’in görev alanına 3. ve 15. Kolordular girmesine rağmen müfettişlik bölgesine yakın bölgelere de emir verebilecek,ayrıca Anadolu’daki sivil yöneticilerle de ilişki kurabilecektir.Tüm tarihçilerin Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihi olarak 19 Mayısı almaları bir rastlantı değildir. Henüz Kurtuluş Savaşı bu tarihte başlamamıştır ama hazırlıklar dönemi yaşanmaktadır. Kurtuluş Savaşı’nda hazırlık ve eylemin içice olduğu göz önünde tutulursa başlangıç tarihinin uygunluğu anlaşılır.
Mustafa Kemal Samsun’da kaldığı günler içinde askeri birliklerle ilişkiye geçer. Erzurum’daki 15 nci Kolordu Komutanı Kazım Kara Bekir Paşa’ ya 21 Mayıs 1919 tarihli telgrafında şöyle demektedir:“Ülkenin ve ulusun içinde bulunduğu durum üzüntü vericidir. Ulusa ve yurda olan görevimizi, birlikte çalışarak yerine getireceğimize inanarak bu görevi kabul ettim. Erzurum’a geleceğim. Yalnız Samsun’daki asayişsizlik nedeniyle birkaç gün burada kalacağım. Bana bildirilmesi gereken herhangi bir durum varsa bildirilmesini rica ederim.”Ayrıca Ankara’daki 20 nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy’a 23 Mayıs 1919 tarihli başka bir telgrafla Mustafa Kemal, Samsun’a geldiğini ve kendisi ile daha sıkı ilişki kurmak istediğini bildirdi. Bunların yanı sıra Anadolu ve Trakya’daki askeri birliklerin pek çoğuyla da yazışmalar yapıldı.
Mustafa Kemal bir hafta kadar Samsun’da kaldıktan sonra 25 Mayıstan 12 Haziran’a kadar Havza’da kalır. Bu süre içinde bütün komutanlara ve sivil yetkililere bütün yurtta ulusal örgütler kurulması gerektiğini bildirir. 28 Mayıs 1919 günü valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara çeşitli kolordu komutanlıklarına telgrafla, İzmir’den sonra Manisa ve Aydın’a düşmanın girişi ve ülkenin karşı karşıya kaldığı tehlikelere dikkat çekilerek, ülkenin her yerinde gösteriler yapılmasını ve İstanbul’a telgraflar çekilmesini talep eder.
Mustafa Kemal Amasya’ya geçmeden önce Havza’da halkla bir toplantı yaparak düşmanın amacının bizi diri diri mezara gömmek olduğunu, bu durumdan ancak birlik olunarak kurtulunabileceğini açıklayarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin bir şubesini kurar. Havza’dan 12 Haziran 1919’da Amasya’ya gelen Mustafa Kemal,burada coşkun sevgi gösterileriyle karşılanır. Yakın arkadaşlarıyla yaptığı toplantıda, ulusal bir kongrenin toplanması gerektiği konusunda fikir birliğine varırlar. Bunun gerçekleşmesi için hazırlanan genelge,dava arkadaşlarının görüşleri de alınarak yayınlanır 22 Haziran 1919’da yayınlanan genelgede vatanın bütünlüğünün ve istiklalinin tehlikede olduğuna işaret edilerek MİLLETİN İSTİKLALİNİ YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR,milletin hukuki isteklerini tüm dünyaya duyurmak için Sivas’ta bir kongrenin toplanması ve bir Milli Heyetin oluşturulmasının gerekliliği ortaya konulur.
Mustafa Kemal 25 Haziran’a kadar Amasya’da kalır. Bu arada Dahiliye Nazırı Ali Kemal bütün valiliklere, Mustafa Kemal’in görevden alındığını ve İstanbul’a getirilmesi işinin Harbiye Nazırlığına ait bir iş olmakla beraber, kendisiyle hiçbir resmi işlemin yapılmamasını belirten bir genelge yayınlar.( 23 HAZİRAN 1919 )Mustafa Kemal, Amasya, Tokat, Sivas yoluyla 3 TEMMUZ 1919’da Erzurum’a gelir.Erzurum Kongresi 23 TEMMUZ 1919 günü küçük bir ilkokulun salonunda toplanır. Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçilir. Zaman zaman tartışmalı ama ulusal bilinçten hiç ayrılmadan,tamamen Mustafa Kemal’in KURTULUŞ PROJESİ çerçevesinde yapılan 14 günlük yoğun çalışmalardan sonra kongre, 7 AĞUSTOS 1919 günü Mustafa Kemal’in konuşması ile kapanır.
|